Duyurular: Merkezimizin Resimlerini Görmek İçin TIKLAYIN
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Nisan 24, 2014, 08:34:12


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1] 2 3 ... 7
 1 
 : Ekim 02, 2011, 12:54:10 
Başlatan whitefire - Son mesaj Gönderen: whitefire
Besin Alerjisi Besin İntoleransıyla aynı şey değildir.

Ama bu ikili çoğu zaman karıştırılırlar.

Klasik bir besin alerjisi (yer fıstığı ya da kabuklu deniz hayvanlarına alerji gibi), genellikle ani gelişen ya da
sıklıkla immun sistemin belli bir besine maruz kalmasıyla şiddetli reaksiyon geliştirmesiyle karakterizedir.
Besin alerjisinin semptomları; hapşırma, kızarıklık, deri/cilt iritasyonu, kabartılar, burun akıntısı, aşırı yorgunluk hali,
diyare ve kusmadır. Semptomlar normalde, 2 saate kadar erkelenebilmelerine rağmen, uyarıcı besinin yenmesi ya da
dokunulmasıyla oluşur.

Besin alerjisi, duruma bağlı teşhisiyle nüfusun sadece %2,5'unda görülür. En sık rastlanan örnekler; yer fıstığı,
ağaçta yetişen çerezler (badem ve brezilya fıstığı), yumurta, süt, balık ve kabuklu deniz hayvanlarıdır.


Besin alerjisi kaynaklarına maruz kalınması durumunda, vücut bu besinlerde bulunan alerjenlerle savaşması icin
spesifik antikorlar (IgE) üretir. Besinin sonraki tüketiminde, immune sistemde histamine ve diğer doğal yolla oluşan
kimyasalların salınımıyla bir immune yanıt başlatılır. Besine karşı geliştirilen alerjik reaksiyonlar ciddiyetlerine göre
oldukça çeşitlenebilir ve bazen ölümcül olabilir.

 2 
 : Ekim 02, 2011, 12:48:50 
Başlatan whitefire - Son mesaj Gönderen: whitefire
Cambridge Besin İntolerans Testleri;



Cambridge Besin İntoleransı Testi Food Detective ; dünyanın en hızlı sonuç veren besin intole-ransı testi olma özelliğine sahiptir.
Sıklıkla tüketilen 59 besin 'e karşı hassasiyetinizi araştırır. Cambridge, 24 saat içerisinde Food Detective test sonucunuzu, 1 hafta
içerisinde de sonucunuza uygun hazırlanmış raporunuzu size teslim eder.


Benzerleriyle kıyaslandığında gerek zaman gerek maliyet açısından çok ekonomiktir.
Food Detective, kişiye özel tek kullanımlık makro array teknolojisiyle çalışan kitlerle uygulanmaktadır.


Cambridge Besin İntoleransı Testi Food Print; bilimin besin intolerans test-lerinde geldiği son nokta olan mikroçip
(bioçip, DNA-çip, gen-array gibi isimlerle de anılan) yüksek teknolojisiyle size 120 yada 200' den fazla besine karşı
 intolerans derecelerinizi en ayrıntılı şekilde verir.


Cambridge Besin İntolerans Testleri; bağışıklık sistemi yeterince gelişmiş 2 yaş üzeri çocuklara ve bağışıklık sistemiyle
ilişkili medikal bir sağlık sorunu bulunmayan tüm yetişkinlere uygulanabilmektedir. Gebelik ve doğumdan 6 ay sonrasına
kadar olan dönemde uygulanması sonucun doğruluğunu etkileyebileceğinden önerilmemektedir.


 3 
 : Mart 24, 2011, 08:10:33 
Başlatan halime - Son mesaj Gönderen: halime
SÜT ÜRÜNLERİ

İnek, koyun gibi çeşitli hayvanların sütleri ve bunlardan yapılan, yoğurt, peynir, lor, çökelek, kefir gibi ürünler bu gruba girer.

Yetişkinler için günde 2 porsiyon süt-yoğurt ve 1-2 porsiyon beyaz peynir, çocuk, gebe,emzikli ve menopoz sonrası kadınlar için günde 3 porsiyon süt-yoğurt ve 2-3 porsiyon beyaz peynir önerilir.

1 porsiyon süt-yoğurt :1 su bardağı ölçüsünde,  200 gramdır.
1 porsiyon peynir       :1 kibrit kutusu ölçüsünde, 30 gramdır.

Bu besin grubu protein, kalsiyum ve fosfor mineralleri, B2 ve B12 vitaminleri açısından zengindir.



Et, yumurta ve kurubaklagiller

İnek, dana, kuzu, tavuk, hindi, balık gibi etler; tavuk ve kuş yumurtaları; kurufasulye, nohut, barbunya, börülce, mercimek gibi tüm baklagiller bu gruptadır.

Yetişkinler, gençler ve çocuklar için günde 4 porsiyon, gebe ve emzikliler için günde 5-6 porsiyon et grubu önerilir.

1 porsiyon et grubu    :1 köfte kadar et (30 gram)  veya  1 yumurta veya  4 yemek kaşığı kurubaklagildir.

Bu besin grubu protein, demir, çinko, magnezyum, fosfor mineralleri ve B grubu vitaminlerince zengindir.


Tahıllar

Yetişkinler için günde 6-11 porsiyon önerilir.

1 porsiyon tahıl grubu : 1 ince dilim ekmek (25 gram), 1 küçük kase çorba, 2 yemek kaşığı pilav/makarna, 2-3 bisküvi, 1 avuç leblebi, 3 kestane, ¼ simit, 1 küçük boy patatestir.

Bu besin grubu karbonhidrattan ve B grubu vitaminlerden zengindir. Günlük enerjimizin büyük bir kısmını oluşturur.

Sebze ve meyveler

Yediğimiz her türlü taze, konserve, donmuş, kurutulmuş meyve ve sebzeler ile meyve ve sebze suları bu gruptadır.

Yetişkinler için günde 3-5 porsiyon meyve, 3-5 porsiyon sebze; çocuklar için günde 2-3 porsiyon meyve, 2-3 porsiyon sebze önerilir.

1 porsiyon meyve       :
1 küçük elma, 1 küçük portakal, 2 küçük mandalina, 1 küçük armut, ½ ayva, ½ muz, ½ nar, ½ avokado, 1 ince dilim ananas, 1 ince dilim karpuz, 1 ince dilim kavun, 1 kivi, 3 taze/kuru kayısı, 1 taze/kuru incir, 1 yemek kaşığı dolusu kuru üzüm, 15 iri tane üzüm, 12 çilek, 12 kiraz, 10 erik, yarım su bardağı meyve suyudur.

1 porsiyon sebze        :
1 orta boy domates, 1 orta boy salatalık, 1 küçük kabak, 1 küçük havuç, 3-4 yaprak marul, yarım demet roka, 2-3 biber, 1 küçük patlıcan, 1 kase dolusu lahana, 1 kase dolusu kereviz, 1 kase dolusu karnabahar, 1 kase dolusu ıspanaktır.

Bu besin grubu karbonhidrattan, A vitamini, C vitamini, folik asit, demir ve magnezyum bakımından zengindir. Ayrıca lif içerikleri yüksek olduğundan barsak hareketlerine yardımcıdır.


Yağlar ve şekerler

Tereyağı, margarin, hayvanın kuyruk ve iç yağları gibi katı yağlar ve zeytinyağı, ayçiçek yağı, mısırözü yağı, soya yağı gibi sıvı yağlar; şeker, çikolata, pekmez, reçel, bal ve tatlılardır.

Bu gruptaki besinler çok fazla enerji ve çok az besin ögesi içerdiklerinden az tercih edilmelidir. Günde 3-4 tatlı kaşığı sıvı yağdan fazlası, 1-2 tatlı kaşığı pekmez yada  şekerden fazlası kullanılmamalıdır.

Beslenmemizin dengeli sayılabilmesi için bu 5 grup besinden belirtilen miktarlarda yememiz gerekmektedir.

 4 
 : Mart 24, 2011, 07:51:42 
Başlatan whitefire - Son mesaj Gönderen: whitefire
Sağlıklı beslenme

Beslenme; büyümek, vücudun işlevlerini gerçekleştirmek ve yaşamı sağlıklı ve mutlu olarak sürdürebilmek amacıyla vücudun yediğimiz besinlerden yararlanmasıdır.

Besinlerin, vücudun gereksinimi kadar enerji, protein, karbonhidrat, yağ, vitaminler ve mineraller sağlıyacak miktarlarda alınması yeterli ve dengeli beslenme olarak adlandırılır.

Beslenme ve dejeneratif hastalıklar arasında önemli bir ilişki olduğundan , dünya çapında sekiz farklı organizasyon tarafından sağlıklı beslenme önerileri geliştirilmiştir.


Bu önerileri genel sağlık için şöyle özetleyebiliriz:

    Enerji alımı ve enerji harcamasını dengede tutarak vücut ağırlığını uygun sınırlar içinde tutmaya özen gösterin.

    Daha az yağ ve daha az doymuş yağ tüketin.

    Diyetin karbonhidratının kompleks karbonhidrat ağırlıklı olmasına özen gösterin.

    Daha az kolesterol alın.

    Rafine (basit) şeker tüketimini azaltın.

    Tuz tüketimini azaltın.

    Daha çok posa (diyet lifi) tüketin.

    Daha çok meyve ve sebze tüketin.

    Diyetinizdeki besinlerin çeşitliliğini artırın.

    Hiç alkol almayın veya az alkol tüketin.

    Özellikle kansere karşı korunmak için A ve C vitamininden zengin meyve ve sebzelerden daha çok tüketin.

    Tuzlanmış, tütsülenmiş, kömürde pişirilmiş besinlerden kaçının.

    Çay ve kahve alımını sınırlayın.

    Florlanmış su için. (0.7-1.2 mg/L)

    Kalsiyumdan zengin besinleri yeterli miktarda almaya çalışın. (Özellikle kadın ve adolesanlar için)

    Demiri besinlerle yeterli miktarda almaya çalışın. (Özellikle çocuk, adolesan ve doğurganlık dönemi kadınlar için)

    Doğal besinler dışında supleman almamaya özen gösterin.

 5 
 : Mart 24, 2011, 07:31:59 
Başlatan halime - Son mesaj Gönderen: whitefire
Obezite, vücutta normalden fazla miktarda yağ dokusu birikmesi sonucu ortaya çıkan, giderek artan bir prevalans gösteren multifaktöriyel bir hastalıktır. Yağ miktarının total vücut ağırlığının erkeklerde %25, kadınlarda ise %30’dan fazla olması obezite olarak kabul edilmektedir

Obezite tanısı için çeşitli ölçümler geliştirilmiştir. Günümüzde obezitenin tayininde boy ve vücut ağırlığını kullanarak kişinin obez olup olmadığını tayin etmek en pratik ve oldukça doğru sonuç veren objektif bir ölçümdür. Kilogram cinsinden ağırlığın, metre cinsinden boyun karesine bölünmesiyle elde edilen beden kitle indeksi ise (BKİ) en sık kullanılan obezite tanı yöntemidir

 6 
 : Mart 24, 2011, 07:23:47 
Başlatan whitefire - Son mesaj Gönderen: whitefire
İnsülin pankreastaki langerhans adacıklarının beta-hücreleri tarafından üretilen
polipeptit yapıda 6000 dalton molekül ağırlığında bir hormondur.Molekülü 2 aminoasit
zincirinden oluşmaktadır.Zincirler birbirlerine iki disülfür köprüsüyle ile bağlanmıştır.Bu
hücreler pankreas kütlesinin yaklaşık %1’ini oluştururlar.
İnsülin,dokular tarafından yakıtların kullanımını düzenleyen en önemli hormonlardan
biridir. Metobolik etkileri anaboliktir, ör: glikojen, triaçilgliserol ve protein sentezini
desteklemektedir.
(1) Bunların dışında membran enzimlerini aktive ve inaktive
edebilirler,birçok protein ve mRNA’nın sentez veya yıkım hızını değiştirebilir,hücre büyüme
ve farklılaşmasını etkileyebilirler.
(2)İnsülin sentezinin basamakları sırasıyla şöyledir:
    1)Nükleusta insülin kodlayan genlerden mRNA transkripsiyonu olur.
    2)mRNA stoplazmaya gelir ve kaba endoplazmik retikuluma bağlı polizom ile
       translasyona uğrar.
    3)Polipeptit sentezi, N-Terminal sinyal polipeptidi oluşumuyla başlatılır ve kaba
     endoplazmik retikulum membranı içine penetre olur.
    4)Polipeptit zinciri, kaba endoplazmik retikulum lümeni içine doğru doğru
     uzar,sonuçta preproinsülin oluşur.
    5)Sinyal peptidi ayrılır ve sisternada proinsülin oluşur.
    6)Proinsülin kaba endoplazmik retikulumdan golgi komleksine taşınır,orada
       proteazların etkisiyle c-peptit segmentini kaybederek insüline dönüşür.dönüşüm golgi
       aparatından kopma sonucu oluşan insülin depo veziküllerinde devam eder.
    7)İnsülin parsiyel ekzositozla salgılanırken onunla birlikte ekimolar miktarda Cpeptiti
       de salgılanır.
   Proinsülinin bir kısmı intakt olarak dolaşıma verilir.Dolaşımdaki insülin benzeri
immüm reaktivitenin %20 ‘sini teşkil eder.proinsülinin biyolojik etkinliği insülininkinin %
10’u kadardır.(3)
C-peptit insülin sekresyonunun periferik göstergesidir.C-peptit düzeyleri stabil olmayan klinik
durumlarda bile sekresyon hızını doğru gösterir.C-peptit insülin gibi karaciğer tarafından
tutulmaz.(3)
İnsülin sekresyonunu uyaran en önemli maddeler glikoz, aminoasitler (özellikle
arginin) glukagon, gastrointestinal hormonlar (sekretin, gastrin, vazoaktif intestinal peptit,
kolesistokinin), büyüme hormonu, glukokortikoidler, prolaktin, plesantal laktojen, cinsiyet
hormonları, parasempatomimetik ajanlardır. Hipertroidi β hücrelerinin glikoza duyarlılığını
arttırır.PTH düşük dozlarda bete hücresini uyarırken yüksek dozlarda inhibe eder.somatostatin
ve epinefrin insülin sekresyonunu inhibe ederler.(3)
İnsülinin glikoz metabolizması üzerine etkileri,en belirgin olarak üç dokuda
gözlenir:karaciğer,kas ve yağ dokusu.karaciğerde glikoneogenez ve glikojen yıkımını inhibe
ederek,glikoz üretimini azaltır.kas ve karaciğerde,glikojen sentezini arttırır.kas ve yağ
dokusunda,hücre membranlarındaki glikoz taşıyıcılarını arttırarak glikoz alımını
çoğaltır.İnsülin verilmesinden birkaç dakika sonra,yağ dokusundan yağ asidi salınmasında
belirgin düşme görülür. İnsülin yağ dokusunda hormon duyarlı lipaz’ın aktivitesini inhibe
ederek dolaşımdaki yağ asitlerini azaltır.Çoğu dokuda aminoasitlerin hücre içine girişini ve
protein sentezini uyarır.
İnsülin karaciğer,kavse yağ dokusu gibi çoğu dokuda,hücre membranlarında bulunan
yüksek afiniteli özgün reseptörlerine bağlanır. İnsülin reseptörü,tek bir polipeptit olarak
sentezlenir,glikozillenir ve alfa-beta subünitlerine ayrılır.Bunlar daha sonra disülfit bağlarıyla
bağlı bir tetramer oluşturmak üzere bir araya gelirler.Her beta subunitinin hidrofobik bölümü
plazma membranı içinde yer alır.hücre dışında bulunan alfa subünitini insülin bağlanma
bölgesi içerir.Beta subunitinin sitozolik bölümü,bir tirozin kinazdır ve insülin ile aktive olur.
İnsülinin kendi reseptörünün alfa subünitlerine bağlanması,konumsal değişikliklere neden
olur.bu değişiklikler,beta subunitlerine iletilir ve beta subunitindeki özgün bir tirozin
biriminin hızlı otofosforilasyonuna neden olur.Ancak,reseptör tirozin kinazın,insülinin hücre
içi etkileriyle bağlantısını sağlayan moleküller kesin olarak belirlenememiştir.

 7 
 : Mart 24, 2011, 03:21:33 
Başlatan halime - Son mesaj Gönderen: halime
Besin Piramidi
5 temel besin grubunun görsel olarak ifade edildiği besin piramidine kısaca göz atalım.
İsterseniz yemek için yaşayanlar, isterseniz de yaşamak için yiyenler grubundan olun,
dengeli ve sağlıklı bir yaşam için bu temel besin gruplarından vücudunuza her gün belli
bir miktar almanız çok önemli. Aşağıda bu besin gruplarından tüketilmesi gereken günlük
değerler yer almaktadır:

    Protein: günde 60-80 gram* veya günlük kalori ihtiyacınızın %15-20'si
    Yağ: günde 65 gram* veya toplam kalori ihtiyacınızın %30'unu geçmeyecek oranda
    Karbonhidrat: günde 300 gram* veya günlük kalori ihtiyacınızın %55-60'ı
    Meyve ve sebze: Günde 5 porsiyon
    Süt ve süt ürünleri: Günde 1,200 mg veya 2-4 porsiyon süt, peynir veya yoğurt

* Günde 2,000 kalori alındığı öngörülmektedir.

H2O'yu unutmayın : En ideali günde 6-8 bardak su içmektir.



 8 
 : Mart 24, 2011, 03:19:15 
Başlatan whitefire - Son mesaj Gönderen: whitefire
       Hemofili hastaları için özel bir diyet önerilmez. İyi beslenmenin tüm kuralları hemofili için de geçerlidir.
Bol bol tahıl, meyve ve sebze yemeyi seçin; her besin grubundan bir miktar tüketin (bakınız besin piramidi);
aldığınız besini fiziksel aktivite ile dengeleyin; yağları, şekeri, sodyumu, kolesterolü ve alkolü dozunda bırakın.

Diyetisyenler, kan kaybına bağlı olarak azalan bazı besin gereksinimlerinin de altını çizmeden geçemiyorlar.
"Normal kan hacminin ve kan hücresi yapımının korunması için uygun miktarlarda demir, protein, bakır, C vitamini, E vitamini,
B6 vitamini, folik asit ve B12 vitamini alınması gerekir". Hemofilisi olan çocuğun gereksinimi kendi yaşı ve cinsiyetindeki diğer
çocuklardan farklı değildir aslında, ancak kanama olması durumunda bu gerekli besinlerin vücutta yerine koyulması önemlidir.
 Besin gereksinimlerinin telafi edilmesi için aşağıdaki önerilere kulak verelim:

Vücuda demir takviyesi yapın ancak gerektiği kadar: Demir, kanama sonrası yerine koyulması gereken kilit besinlerden biridir,
çünkü aksi takdirde demir eksikliği ortaya çıkabilir. Her yemek kaşığı kadar kan kaybında (15 ml), toplam 0,75 mg demir de
kaybettiğinizi de biliyor muydunuz? İnsanlar, vücutlarına giren demirin yalnızca %10'unu kullanabilirler. Bir yemek kaşığı
kadarlık kan kaybı için 7,5 mg demir içeren besin alınması gerekir.

Günlük alınması önerilen demir miktarları:

    4-11 yaş arası çocuklar, 18 yaş üstü erkekler ve 50 yaş üstü bayanlar için günde 10 mg
    11-18 yaş arası genç erkekler için günde 12 mg
    genç kızlar ve yetişkin bayanlar için günde 15 mg

Ancak kanama sonrası hemen çok yüksek miktarda demir almayın" diye tavsiye ediyor uzmanlar.
"Eğer demirin bir miktar arttırılmasına ihtiyaç varsa, haftalar veya aylara yayılmış olarak küçük küçük
demir arttırımlarına gidilmelidir". Bu kademeli demir artışı neden gereklidir? "Yüksek miktarlarda ve bir
anda alınan demir vücut tarafından hemen emilemez, mide-bağırsak yolunu rahatsız ederek, baş dönmesi
ve kabızlığa sebep olabilir".

Vücuda demir almanın en iyi yolu belli bazı yiyecekler yoluyla olur: ciğer, kırmızı et ve tavuk kolay kullanılabilir
Formdaki demir bakımından zengin yiyeceklerdir. Brokoli, kuru fasülye ve nohut da zengin demir kaynaklarıdır.
Demir hapları da kullanılabilir; bu hapların C vitamini bakımından zengin bazı yiyeceklerin sıvı formlarıyla alınması
(portakal suyu, greyfurt suyu gibi) vücudun demir emilimini kolaylaştırır.

 9 
 : Mart 24, 2011, 03:16:38 
Başlatan whitefire - Son mesaj Gönderen: whitefire
           Kanama sonrası yerine konması gereken vitaminler ve mineraller nelerdir, uygun vücut ağırlığını korumak neden önemlidir...
           Bir elma alın, elmanızı yerken Hemofili Dünyası’nın sağlıklı yaşam turuna başlayın...
           Anneler her zaman ne der: Doğru beslen, spor yap ve düzenli sağlık taramasından geç.
           Bu güzel tavsiyeler, hemofilisi olanlar için daha da büyük önem taşımaktadır.
           Hemofilisi olanların sağlıklı bir yaşam geçirmeleri için birkaç öneri:

    Egzersiz: Esnekliği arttırır, kasları güçlendirir; güçlü kaslar da eklemlerinizi korur.
                 Hareketsiz kalan, çok fazla korunan çocuk daha sık spontan kanama geçirir.

    Spor: Sportif aktiviteler kişinin psikolojik ve ruhsal gelişimini çok olumlu olarak etkiler, kendine güvenini arttırır
            ve takım çalışması bilincini güçlendirir. Diyetisyenler de “seçilmiş olan spor ve egzersizin türü kişinin
            sağlık durumuna bağlı olarak değişkenlik gösterse de, süresi 30’ar dakikadan az olmamak üzere
            ve haftada mümkün olduğu kadar çok hareket etme” önerisinde bulunuyorlar.

    Yıllık sağlık taraması: Hemofilisi olanların medikal, ortopedik ve psikolojik ihtiyaçlarının belirlenebilmesi ve uygulanmakta
                                olan tedavinin gözden geçirilmesi için yılda en az bir defa kapsamlı bir sağlık taramasından geçmesi çok önemlidir.
                                Hemofilisi olan kişilerin bir hemofili takip ve tedavi ekibi tarafından kontrol edilmesi önerilmektedir.
                                Bu ekip, pediyatrik hematolog veya hematolog, dişçi, ortopedist, fizik tedavi uzmanı, diyetisyen ve psikolog
                                veya psikiyatristen oluşur. Bu bilinç, Türkiye’de de giderek yaygınlaşmaktadır.

 10 
 : Mart 24, 2011, 03:09:03 
Başlatan halime - Son mesaj Gönderen: whitefire
Fenilketonüri
     Fenilketonüri kalıtsal metabolik bir hastalıktır. Bu hastalıkla doğan çocuklar, fenilalanin amino asidini başka bir amino asit olan tirozine dönüştüremezler
Bu dönüşümü sağlayacak olan fenilalanin hidroksilaz enzimi bu hastalarda eksiktir. Fenilalanin diğer amino asitler gibi proteinin yapıtaşlarından biridir.
Fenilketonürili hastalarda besinlerle alınan ve tirozine dönüştürülemeyen fenilalanin, kanda ve diğer dokularda birikir.
Biriken fenilalanin geri dönüşümsüz ve ilerleyici beyin hasarına neden olur. Bu hastalığın "yenidoğan tarama testi" ile erken tanı ve tedavisi mümkündür.

   PKU kalıtsal bir hastalıktır. Hastalığın bilgisi anne ve babadan genler aracılığı ile bebeğe aktarılır.
Çocuğun hasta olması için hem anne hem de babanın taşıyıcı olması gerekir.
Taşıyıcı anne ve babadan hasta çocuk olma riski % 25 'tir.

   Türkiye fenilketonüri hastalığının en sık görüldüğü ülkeler arasındadır. Doğan her 4000-4500 çocuktan biri fenilketonürilidir.
Bu oranın yüksek olması akraba evliliklerinin sık olması (5 evlilikten biri, bazı bölgelerde 3 evlilikten biri) ile ilgilidir.
Bu oran, bölgeden bölgeye de farklılık göstermektedir.
Örneğin, Karadeniz bölgesinde hastalığın görülme sıklığı 1/2500 gibi yüksek bir orana ulaşmaktadır.

Sayfa: [1] 2 3 ... 7
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.5 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC

webmaster Bay 02i
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM